Tandırın Altında Saklanan Hazine
Şevket, define aramaya yıllarını vermiş biriydi. Metal dedektörüne ciddi paralar harcamış, eski taşların, işaretlerin ve terk edilmiş yapıların arasında yıllarca hazine izleri aramıştı.
Bir akşam işten erken çıktıktan sonra markette çalışan arkadaşı İsmail'in yanına uğradı. Bir süre günlük meselelerden konuştuktan sonra İsmail'in kulağına eğilip önemli bir şey söyleyeceğini belirtti.
Ardından beklenen cümleyi kurdu:
“Bulduk oğlum. Bu sefer gerçekten bulduk!”
Şevket'in define tutkusu İsmail'in yabancısı değildi. Ancak bu kez Şevket'in anlattığı yer farklıydı: Eski Kızık'taki terk edilmiş Ermeni mezarlığı.
Köy halkı tarafından yıllardır tekin olmadığı söylenen bu bölgede geceleri çocuk ağlamasına benzeyen seslerin duyulduğu, çeşitli doğaüstü varlıkların burada dolaştığı anlatılıyordu.
Şevket ise bütün bu söylentileri önemsemiyordu.
Onun ilgisini çeken şey, metal dedektörünün verdiği sinyaldi.
Eski Kızık ve Terk Edilmiş Mezarlık
Hikâyeye göre Eski Kızık, Develi'ye yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta, Erciyes'in eteklerinde bulunan eski bir yerleşim bölgesiydi. Bir dönem insanların yaşadığı bu yerde, zamanla yaşanan olaylar nedeniyle köy terk edilmişti.
Öykünün en dikkat çekici bölümünde ise yılanlar ön plana çıkıyordu.
Anlatıya göre yerleşimde zamanla çok sayıda yılan görülmeye başlanmış, hatta bazı çocukların yılan sokması sonucu hayatını kaybetmesinin ardından halk bölgeden ayrılmıştı.
Geride ise eski evler, tandırlar, taş yapılar ve bakımsız bir mezarlık kalmıştı.
Şevket'in define aradığı yer de bu terk edilmiş alanlardan biriydi.
Metal dedektörüyle çevreyi tararken eski bir yapı kalıntısının yanında bulunan tandıra yaklaştığında cihazın sesi bir anda değişti.
Dedektör adeta çılgına dönmüştü.
Şevket cihazı kapatıp tekrar çalıştırdı.
Sonuç değişmedi.
Sinyal son seviyedeydi.
Şevket, bunun büyük miktarda metal veya değerli eşya anlamına geldiğine inanıyordu.
Dedektörün Gösterdiği Tandır
Şevket gündüz vakti kazı yapmanın dikkat çekebileceğini düşündü. Bu nedenle gece geri dönmeye karar verdi.
Yanına kazı malzemelerini ve define arkadaşı Yusuf'u aldı.
Ay ışığının çevreyi aydınlattığı gecede ikili eski mezarlığa girdi. Ancak daha kazıya başlamadan Yusuf'un korkuları ortaya çıktı.
Üstelik mezarlıkla ilgili anlatılan hikâyeler, ikilinin zihnindeki korkuyu daha da büyütüyordu.
Tam bu sırada otların arasından bir yılan çıktı.
Yusuf iyice tedirgin oldu.
Buna rağmen kazıya devam ettiler.
Yaklaşık bir metre kadar kazdıktan sonra kazmanın ucundan sert bir cisme çarpma sesi geldi.
Şevket heyecanlandı.
“Bulduk!”
Ancak o anda Yusuf başka bir şey duyduğunu düşündü.
Çocuk ağlamasına benzeyen bir ses...
Bir süre sonra korku Yusuf'un zihninde gerçeğin önüne geçti. Karanlığın içinden devasa, siyah bir köpeğin çıktığını ve kendisine saldırdığını gördüğünü söyledi.
Şevket ise ortada herhangi bir köpek olmadığını söylüyordu.
Yusuf o geceden sonra bir daha define aramaya gitmedi.
Asıl Hazine Yıllar Önce Oraya Gömülmüş Olabilir miydi?
Hikâyenin bundan sonraki bölümü, define arayan Şevket'in farkında olmadan geçmişte yaşanmış başka bir olayın izini sürdüğünü ortaya çıkarıyor.
Öyküye göre, bölgede yaşayan Sevan isimli bir adamın elinde önemli miktarda altın bulunuyordu.
Ailesiyle birlikte bölgeden ayrılmak zorunda kalan Sevan, sahip olduğu değerli eşyaları yanında götürmenin tehlikeli olacağını düşünüyordu.
Altınları güvenli bir yere saklamaya karar verdi.
Ve bunun için evinin önündeki eski tandırı seçti.
Sevan ve oğlu Azat, tandırın içinde derin bir çukur açtı. Altınları bir küpün içine koyarak toprağın altına gömdüler.
Böylece hazine, yıllar sonra Şevket'in metal dedektörüyle tespit ettiği noktaya dönüşmüş olacaktı.
Fakat Sevan'ın hikâyesi de burada sona ermiyordu.
Gece Gelen Gizemli İnsanlar
Altınları gömdükleri akşam Sevan dışarıdan gelen sesleri duydu.
Pencereden baktığında iki kişinin tandırın içinde kazı yaptığını gördü.
Sevan'a göre bu kişiler altınların yerini biliyor ve hazineyi çıkarmaya çalışıyordu.
Tam o sırada ailenin köpeği Karabaş yabancıları fark etti ve üzerlerine saldırdı.
Adamlar kaçtı.
Sevan tandıra gidip kontrol ettiğinde ise altınların hâlâ yerinde olduğunu gördü.
Yaşananların gerçek mi yoksa korkunun etkisiyle ortaya çıkan bir görüntü mü olduğu ise hikâyenin en gizemli noktalarından biri olarak kaldı.
Şevket Bu Kez İbrahim'i Yanına Aldı
Şevket ise altınların gerçekten orada olduğuna inanıyordu.
Toprağın yapısı, tandırın sonradan doldurulmuş olması ve metal dedektörünün verdiği güçlü sinyal onun için yeterliydi.
Ancak ortada bir sorun vardı.
Hazineyi çıkaramıyordu.
Bu nedenle bir süre düşündükten sonra tekrar bölgeye gitmeye karar verdi.
Bu kez yanında Yusuf yerine İbrahim olacaktı.
Şevket, Yusuf'un yaşadığı korkuyu İbrahim'e anlatmadı.
Hatta gece yola çıkmadan önce kendisini rahatlatmak için çeşitli dini hazırlıklar yaptı. Cevşen, muska ve hamaylı yanına aldı; dua etti.
İkili yeniden eski mezarlığa ulaştı.
Tandırın içindeki kazılmış bölüme İbrahim girdi.
Bir süre sonra kazmanın ucuna bir şey takıldı.
İbrahim elini uzattığında küpün kulpunu hissetti.
Hazine gerçekten orada olabilir miydi?
Tam küpe ulaşmak üzereyken yine çocuk ağlamasına benzeyen sesler duyuldu.
Bu kez Şevket de sesi işitti.
İbrahim ise bir anda durdu.
Ardından yüzüne görünmeyen bir şey tarafından vurulmuş gibi yere yığıldı.
Şevket korkuyla onun yanına koştu.
İbrahim'in ağzından çıkan sözler ise daha sonra herkesin diline düşecekti:
“Bana vurdular... Bana vurdular...”
İkili o gece hazineyi çıkarmadan bölgeden kaçtı.
Gerçek Hazine Nerede?
Hikâyenin trajik tarafı ise okuyucuyu geçmişe götürdüğü bölümde ortaya çıkıyor.
Sevan ve ailesinin gömdüğü altınlar gerçekten tandırın altında bulunuyor olabilir.
Ancak aile, bölgeden ayrılmak üzereyken Hasan isimli bir adam onların karşısına çıktı.
Hasan, geçmişte Sevan'dan aldığı borcu ödeyememiş ve bu nedenle evini ve tarlasını kaybetmişti.
Sevan ise bu malları satarak altına çevirmişti.
Aralarındaki eski hesaplaşma yeniden gündeme geldi.
Tartışma büyüdü.
Hasan silahını doğrulttu.
Ve birkaç dakika içinde Sevan, Azat ve Siranuş'un hayatı trajik biçimde sona erdi.
Üç gün sonra köylüler tarafından bulunan aile toprağa verildi.
Geride ise yerini kimsenin bilmediği bir altın hazinesi kaldı.
Deli İbrahim'in Hikâyesi
Şevket bütün bunları markette İsmail'e anlatırken hikâyenin en çarpıcı bölümüne geldi.
İbrahim'in o geceden sonra psikolojik olarak çöktüğünü, sürekli aynı sözleri tekrarladığını söyledi:
“Bana vurdular... Bana vurdular...”
İsmail ise Şevket'in anlattıklarına inanmadı.
Ona göre Şevket yine define merakının etkisiyle yeni bir hikâye uyduruyordu.
Şevket ise hâlâ emindi.
Tandırın altında altınlar vardı.
Ve bir gün onları çıkaracağını düşünüyordu.
İşte hikâyenin asıl gizemi de burada başlıyor:
Şevket'in gördüğü şey gerçekten doğaüstü bir olay mıydı?
Yoksa karanlık, korku, beklenti ve define tutkusu insanların gördüklerini değiştirmiş olabilir miydi?
Daha da önemlisi...
Tandırın altında gerçekten altın var mıydı?
Hikâye bu soruya kesin bir cevap vermiyor.
Belki de define hikâyesini ilginç kılan asıl şey tam olarak bu belirsizlik.